Reklam
Reklam

Site rengi

Tasarım

Geniş
Kutulu
Reklam
Türkiye Şeri Rukye Merkezi

Cömertlik Onların Doğal Ahlakıydı

Reklam

Kendilerine verilen rızıklardan infak edenler, Rabblerinden bir hidayet üzeredir ve felaha erenlerin ta kendileridir. (Bakara;3-5)

Yenilmeyen Yemek
Dervişlerin -kaddesellahu sirruhu- bir ahlâkı da ihtiyaç sahibi kimseleri, güler yüzle karşılayıp kovmamaları, istekte bulunmasını, ihtiyacı olmasına yormaları idi.
İsa (Aleyhisselâm) şöyle diyordu: “İhtiyaç sahibi bir kimseyi, eli boş gönderenin evine melekler yedi gün girmez.”
Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) de şöyle buyurmuştur: “Bazı yoksullar yalan söylememiş olsalardı, onlardan birini eli boş çeviren asla iflah olmazdı!” (Teberani)
Hasan-i Basrî (ks) şöyle der: “Allah Teâla, bazen bir kulu nimetlerine boğarak; onun sahip olduğu nimetleri ile kullarına karşı ne yapacağına bakar, eğer bu kişi insanlara istediklerini tam verirse mesele yok, vermezse nimetini çeker elinden alır.”
Bunun için öncekiler arkadaşlarına karşı pek hassas davranırlar ve verdiklerini kabul etmelerini, geri vermemelerini ısrarla rica ederlerdi.
Rivayete göre; bir keresinde Rey köylerinden birinde bulunan Ebu’l Hasan Antaki’nin yanına, otuzdan fazla misafir geldi. Ortaya serilen sofradaki ekmeklerle beş kişi bile doymazdı. Ekmekleri parçaladılar ve kandili söndürüp yemeğe oturdular. Yemek sofradan kaldırılınca gördüler ki, olduğu gibi duruyor. Herkes: “Ben yiyeceğime kardeşim yesin” diye düşündüğünden yemek hiç yenmemişti.
Hasan Basri’ye Hazretlerine sordular:
– Fakirler ve yoksullar çok arttı, kime yardım edeceğimizi şaşırdık, ne dersin? Cevap verir:
– Gönlünüzde kendisine karşı en çok merhamet uyananlara!..

Ahiret’e Amelleri Taşıyan Kimseler
Yine, Hasan Basri kendisinden bir şey isteyen ihtiyaç sahibi kimselere bir şeyler verdikten sonra: “Allah’ım bu bizden azık istiyor, biz de senden mağfiret diliyoruz. Senin bağışlamadaki cömertliğin bizim yardımdaki cömertliğimizden çok çok üstündür.” dermiş.
Bir gün ihtiyaç sahibi olan bir kimse Maruf-u Kerhi’ye el açarak bir şeyler ister. O sırada gönül tabibi Maruf Kerhi’nin yanında verecek hiç bir şey yoktur, çıkarır ayakkabılarını verir boş çevirmekten haya ettiği için ayakkabılarını verir.
Daha sonra o kimsenin verdiği ayakkabıları satarak parası ile ikinci dereceden bir ihtiyaç olan meyve aldığını duyunca, dilinden şunlar dökülür: “Allah’a hamd olsun, belki de o sırada canı meyve çekiyormuş. Biz de kendisine parasını vermiş olduk.”
Fudayl b. İyaz (ks) ise şöyle dermiş: “Ahiret azıklarımızı ücretsiz sırtlanıp, Allah’ın huzuruna taşıyan kimseler ne iyilik severlerdir.”
İbrahim b. Ethem (ks) zahitlik yoluna intisab etmeden önce, kendisine gelen ihtiyaç sahibi bir kimse olduğunda, o kimseyi alır ailesinin yanına götürür ve “mezardakilerin elçisi geldi, ölülerinize bir şeyler göndermek ister isiniz?” dermiş.

Çok Sadaka Verirlerdi
Onların bir başka ahlakı da ihtiyaçlarından artan her ne varsa, gizli-açık demeden sadaka olarak dağıtmaları idi. Eğer sadaka olarak verecek bir şeyleri yoksa, bu kez insanları incitmemek veya onlardan gelen eza ve cefalara katlanarak, sadaka sevabını elde etmeye çalışırlardı.
Eskiden, dervişler mal ve para biriktirmediklerinden, zenginlerden daha çok sadaka veriyorlardı. Bunun yanında iman ve tevekkülde zirvede olmaları sebebi ile mallarında da cimrilik yapmadıklarından dolayı, zenginlere oranla daha bir gönül hoşluğu içerisinde veriyorlardı.
Hz. Ömer Efendimiz (ra) şöyle dua ederdi: “Allah’ım! İhtiyaç sahiplerimize yardım etmeleri için zenginliği, seçkinlerimize ver.”
Sufilerden biri, kardeşine söz gelimi ekmek, hurma veya papuç gönderir ve şu mesajı iletirmiş: “Biz senin böyle şeylere muhtaç olmadığını biliyoruz, bu jestimizle sana, her zaman gönlümüzde olduğunu bildirmek istedik”.
Abdulaziz b. Umeyr (ks) şöyle diyordu: “Namaz seni yolun yarısına ulaştırır, oruç hükümdarın kapısına vardırır, sadaka da seni hükümdarın huzuruna çıkarır. Servetlerimiz iyilik yapmamız için bizlere verilmiş emanetlerdir.”
Lokman (as) oğluna şu öğüdü vermiş: “Yavrum, bir hata yaptığında bir parça ekmek de olsa hemen sadaka ver.”

İyilik Yapmak Şiarlarıydı
Onların bir ahlakı da kardeşliklerine iyilik yapmak, onları sevindirmek için can atmaları, kardeşliklerini kendi nefislerine tercih etmeleri idi. Onlar birine yardım etmek istediklerinde ya da bir iyilik yaptıklarında, muhataplarının bu iyiliğe layık olup olmadığına bakmazlar ve “kardeşlerimiz iyilik yapılmaya ehil değilse, biz iyilik ehlinden değiliz” derlerdi.
Hz. Ali (radiyallahu anh) şöyle diyordu: “Nankörlerden biri de olsa iyilikte bulun, zira iyiliğin terazide, onun etmediği mukabil teşekküründen çok daha ağır basar.”
Muhammed b. Hanefiyye’nin bir sözü: “İyilik yapan düşmez, düşse de kırılmaz.”
Abdullah b. Abbas’ın (radiyallahu anhu) bir sözü: “Kardeşlerinin gönüllerine sevinç sokan kişi, kendisine kıyamet günü Allah’ın azabından güvence verilen kimseler arasında yer alır.”
Değersiz Şeylerden İnfak Etmezlerdi
Rabi’ b. Haysem (rahimehullah) ihtiyaç sahibi kimselere kırık bir şey ya da eski elbise vermez, soranlara şöyle derdi: “Allah huzuruna amel defterim arz edilirken, onun rızası için beş para etmez şeyleri verdiğimin okunmasından haya ederim.”
Selefden birisi, borç almak için dostunun evine gitti ve kapıyı çaldı. Ev sahibi dışarı çıkarak geliş sebebini sordu. O da dört yüz dirhem borç almak için geldiğini söyledi. Ev sahibi içeri girerek dört yüz dirhemi alarak getirdi ve dostuna verdi.
İçeri girerken ağlıyordu. Hanımı ona:
– İtimatsız birine güvenmediğin halde borç verdiğin için pişman mısın? diye sordu. Adam:
– Hayır, ben ona değil, neden ben daha evvelden kardeşimin ihtiyacından haberdar olup, işini halletmedim, ta kapıma kadar gelip istemesine kadar sormadım! Diye üzüntümden ağlıyorum, dedi.

Derviş Enes Kır, Gülistan Dergisi 57. Sayı Eylül 2005

Reklam
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ